
Bütüncül Bir Eğitim Anlayışına Tanıklık Edin
Modelimizde üç güçlü yaklaşım birbirine entegre edilmektedir. Bu üç güçlü yaklaşımın güçlü yönleri ile bütüncül bir eğitim anlayışı oluşturulması hedeflenmektedir. Temel amacımız kendisiyle, çevresiyle ve dünyayla güvenli bağlar kuran; merak eden, yaratıcı, duyarlı ve bütüncül düşünebilen bireyler yetiştirmektir.
Temel ilkelerimiz:
Öğrenmenin ön koşulu çocuğa güvenli, sevgi dolu ve huzurlu bir ortam sunulmasıdır.
Oyun ve deneyim, öğrenme için doğal bir araçtır.
Sosyal etkileşim bilişsel gelişimin önemli bir parçasıdır.
Öğretmen çocuğun yakınsak gelişim alanını destekleyen bir rehberdir.
Doğal, estetik ve duyarlı bir çevre çocuğun zihinsel sağlığı için destekleyicidir.
Beceriye dayalı bir eğitim esastır.


Trauma Sensitive School anlayışının temel prensibi okul ve çevreyi içine alan sağlıklı bir topluluk inşa etmektir. Trauma Sensitive School yaklaşımında öncelikli hedef okulun sessiz, sakin, güvenilir, travma bilgilendirmeli ve hazır hale getirilmesidir. Çocuğun öğrenme ortamının düzenlenmesi ve topluluğun her bir üyesinin çocuğun ihtiyaçlarına cevap verebilecek düzeyde bilgilendirilmesi esastır. Bu yaklaşımda okul ortamı onarıcı adalet, şiddetsiz iletişim, mindfulness, işbirliği ve proaktif çözümler, eşitlik ve travma bilgili çalışanlar üzerine inşa edilmektedir. Okul içerisinde geleneksel yaklaşıma karşı onarıcı düşünce sistemi ile hareket edilmektedir. Okul ortamında bulunan her birey bu yaklaşım çerçevesinde eğitilmekte; böylece okul ortamında ve çevresinde güvene ve şafkate dayalı, anlayışlı ve travma bilgili bir topluluk oluşturulması hedeflenmektedir. Bireyler çocuğun davranışlarından ziyade, davranışın ötesindeki ihtiyaçları temel almaktadır. Çocuğun ihtiyaçları ön planda tutulmakta ve bu ihtiyaçları gidermeye yönelik gerekli adımlar atılmaktadır.

Vygotsky modelinde çocuğun bireysel öğrenme sürecinin ötesine geçilmekte, sosyal bağlamın etkisinin önemi vurgulanmaktadır. Bu modelde çocuk bilgiyi sosyal etkileşimler yoluyla edinmektedir. Öğrenme sürecinde sosyal etkileşimin rolü göz ardı edilemez. Bu süreçte dil, zihinsel gelişimde merkezi bir role sahiptir. Öğrenme çocuğun gelişimine öncülük etmektedir. Vygotsky modelinde diğerlerinden bağımsız, yardım almadan neler yapabileceği çocuğun gerçek gelişim düzeyi olarak tanımlanmaktadır. Çocuğun uzmanlardan/akranlarından yardım alarak neler yapabileceği ise potansiyel gelişim düzeyi olarak ele alınmaktadır. Vygotsky gerçek gelişim düzeyi ile potansiyel gelişim düzeyi arasındaki mesafeyi yakınsak gelişim alanı (zone of proximal development) olarak tanımlamaktadır. Vygotsky modelinde ilk adım çocuğun ustalaşmayı öğrenebileceği, ancak şuan tek başına gerçekleştiremeyeceği bir görev seçmektir. Bu senaryoda çocuğun yakınsak gelişim alanı belirlenir. Sonrasında ise yetişkin rehberliğinde, çeşitli yöntemler kullanılarak çocuğa eşlik edilir. Çocuk öğrenme sürecini tamamladıkça yetişkin desteğini çekmeye başlar ve sürecin sonunda çocuk tek başına verilen görevi tamamlayabileceği bir düzeye getirilir. Vygotsky modelinde sadece sosyal bağlamın değil, kültürel bağlamın da önemi vurgulanmaktadır. Her çocuk kültürel bağlama özgü öğrenmeler de gerçekleştirir. Örneğin aile mesleği balıkçılık olan bir çocuk balık tutmayı öğrenebilir. Bu çocuk kültürel bağlamda öğrendiği bu beceriyi sosyal bağlama da (örneğin okul ortamı) taşıyacaktır. Bu nedenle Vygotsky’nin yaklaşımı sosyokültürel teori olarak adlandırılmaktadır.
Waldorf yaklaşımı antroposofi (insanlık bilimi)felsefesine dayanmaktadır. Steiner’in bu yaklaşımı çocuğun doğasına saygı duyulması,
çocuğun doğal ve kültürel bağlamlara uyum sağlaması ve çocuğun gerçek benliğini keşfetmesi üzerine temellendirilmektedir.
Bu sayede çocuğun gerçek potansiyeline ulaşacağı düşünülmektedir. Steiner’in yaklaşımında çocuğun çok yönlü gelişmesi ve holistik (bütüncül) düşünme yapısını öğrenmesi hedeflenmektedir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için sanata bakış açısı, estetiğin geliştirilmesi ve doğayla uyum önem arz etmektedir. Çocuğun sanatla ve doğayla uyum içerisinde benliğini keşfetmesi ve
bütüncül gelişimini sürdürmesi amaçlanmaktadır. Waldorf modelinin eğitim ilkeleri 4 prensip altında ele alınabilir:
Yetişkin Tutumları: Çocuğun hayata karşı güven içerisinde büyümesi, yaşam becerilerinin önemini anlaması ve yaşamsal faaliyetler (pişirme, bahçe işleri, temizlik vb.) için gerekli becerilerin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
Çocuğun Ortamı: Çocuğun kendisini güvende hissedebileceği bir ortamın oluşturulması,
keşfetmenin güvenli bir ortamda gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır.
Ritmik Günlük Yaşam: Çocuğun kendisine sağlanan güvenli ortamda sağlıklı beslenmesi, düzenli uyuması, egzersiz yapması ve doğa etkinliklerine katılması gibi faaliyetlerin gerçekleştirilmesi önem arz etmektedir.
Yetişkinlerle Buluşmalar: Çocuk çevresindeki yetişkinlerle kurduğu sağlıklı ilişkiler sayesinde dünyayı tanıma fırsatı bulmaktadır.